CITY: AMSTERDAM

Anne Frank’in evinin ne kadar etkileyici  Rijksmuseum’un da ne kadar güzel  olduğunu tekrar belirtmeyeyim diyorum buralara gidin ve kesinlikle görün. Amsterdam Guide’ındaki her yer hemen hemen görmeye değer. Arada kalan yemek içme ve bir kaç daha az bilinen yer hakkında yazıyorum bu yazıyı.

Öncelikle neredeyse kimsenin geçmediği Amsterdam Noord ile başlamak istiyorum. Amsterdam Centraal önünden kalkan ücretsiz tekneler ile karşıya geçmek mümkün ve Veer Distelweg’de bulunan Rolling Rock Kitchen iki Heineken’i masaya koyup güneşlenmek için en güzel mekan. Noord kısmı genelde fabrikalar arasında inanılmaz ‘hipster’ mekanlarla dolu ve havası daha çok Berlin gibi. Biz gidemedik fakat yine bu bölgedeki ‘Noorderlicht’ de Arthur‘un önerdiği canlı bir mekan.

Amsterdam Noord’da aynı zamanda 3d Print Canal House ile karşılaştık. DUS Architects burada bütün bir evi 3d print ile inşa etmeye karar vermiş ve binanın parçalarını hem yapılırken hem de depolanırken burada görmek mümkün. Giriş 3 Euro.

Amsterdam’da turistik olmayan yemek yiyecek yer az. Yine Arthur’un önerdiği SLA tatilimizin kurtarıcısı oldu. Çok çeşitli ve lezzetli salataları olan bir mekan burası. Şehirde 3 ayrı yerde var ve biz hepsinde birer kere yedik. Buranın tek sıkıntısı Amsterdam’da başka bir sürü yerde de karşılaştığımız nakit para kabul etmemeleri. Genelde birçok yerde kredi kartı ile ödeme sıkıntısı yaşanabiliyorken, (Mesela Münih) bu şehirde nedense nakit ile ödemek mümkün değil. Sanırım insanlık somut para olmadan yaşamayı öğrenmeye çalışıyor.

Hutspot eski tarz fotoğraf otomatı, alt katındaki design store ve üst katındaki nefis kafesi ile yine 2 kere gittiğimiz bir mekan oldu. Kafede kimse size karışmadan bilgisayarınız ve taze meyve suyunuz ile saatlerce oturmanız mümkün.

Condomerie insanın aklına gelebilecek her çeşit prezervatifin satıldığı bir dükkan. Eiffel kulesinden zebrasına lolipop aromalısına kadar insanın aklına gelmeyecek her şey var. İçerisi tıklım tıkış. Herkes hatıra için bir şeyler almaya çalışıyordu.

Portekiz Sinagog’u 17.yy’da Hollanda’da Altın Çağı’nı yaşayan Sefaradlar tarafından kurulmuş.  Beni Spinoza Problemi’ni okuduktan sonra yapıldığı günden beri yerli yerinde duran eski sandalyelerle şamdanları görmek ve Spinoza’yı orada düşünmek  inanılmaz etkiledi. Spinoza aynı zamanda yazdıklarından ve düşüncelerinden dolayı 1600’lü yılların sonunda bu sinagogdan afaroz ediliyor.

Scandinavian Embassy çok çok güzel bir park olan Sarphatipark‘a çok yakın. Bu bölge kesinlikle yerel insanların çoğunlukta olduğu görülmeye değer bir yer. Scandinavian Embassy’nın hem kahvesi hem kahvaltısı çok başarılı. Zaten bir çok kez en iyi kahve ödülü almışlar.

Eğer bir şehirde gizli saklı kapılar ardında yapılmış şeylere merakınız var ise Our Lord in the Attic müzesi tam size göre. 1663 yılında üç binanın çatı katlarını birbirine bağlayarak inşa edilen bu gizli kilise şu an bir müze ve basamak inip çıkmaya üşenmiyorsanız görülmeye değer.

Son olarak tabiki de De 9 Straatjes‘in güzel sokakları. Burada Jordaan’ın içine doğru bir yürüyüş. Jordaan şehrin en bohem bölgelerinden biri. Hayatımda yediğim en en en iyi ‘apple pie’ durağı için ise Winkel 34.