SPOT: FONDAZIONE PRADA

Fondazione Prada has been contributing a great deal to Italian contemporary art since its foundation by Patrizio Bertelli and Miuccia Prada (known for the brands Prada and Miu Miu) in 1995.

In 2015 it was decided that the Fondazione required a permanent location, so Rem Koolhaas’s OMA was commissioned with the restoration of a distillery from 1910’s to create a new art center. All seven buildings of the old distillery in Largo Isarco, South of Milan, were renovated and 3 additional buildings were planned. The most striking structure of the complex is the “Haunted House,” completely covered with 24 carat gold leaves. To me, the best part was the bar designed by Wes Anderson: “Bar Luce

Here are some observations about the complex… It was the second most exciting experience I had during my Milan trip. (After “The Last Supper”) I can’t imagine visiting Milan without seeing the Fondazione Prada.

After exiting the subway (station Lodi T.I.BB) I walked around 15 minutes to arrive at the gallery, and I have to say that the way was a little unusual, not the most typical neighbourhood for an art gallery. Of course, when you see the “Haunted House,” you know you are in the right place.

Concrete, glass, plastic, metal… all come together in a minimalistic manner in the art complex, very successfully balanced by Rem Koolhaas’s architecture.

Inside the golden building waiting in the ticket line I was told that entries to the permanent exhibition were only permitted in scheduled times and I was lucky to get a ticket to enter after five minutes. The exhibition consisted of the works of Robert Gober and Louise Bourgeois and to be honest, I wasn’t impressed very much. The art works somehow left me with a feeling similar to the works of Lucio Fontana. I hope the art societies won’t get me wrong…

“Goshka Macuga: To the Son of Man Who Ate the Scroll” was the most striking work in the gallery. The talking robot was so real that you couldn’t help but listen to it, as if someone was actually talking to you. You can watch a clip here.

Also very fascinating was “Processo grottesco” by Thomas Demand, made with over 30 tons of cardboard. I spent a long time observing the piece of art, which resembled the topographical models we build for our studies.

I unfortunately didn’t have time to have a drink in Bar Luce. I hope you can try and tell me about it…


Fondazione Prada, 1995’de Patrizio Bertelli ve Miuccia Prada (kendisini Prada ve Miu Miu markasından da tanıyoruz) tarafından kurulduğundan beri güncel sanat hayatına önemli katkılar yapıyor.

2015’de Fondazione’nin Milano’da kalıcı bir yeri olmasına karar veriyorlar ve böylece Rem Koolhaas’ın OMA’sı 1910’dan kalma bir içki fabrikasını muhteşem bir sanat kompleksine çeviriyor. Güney Milano’da Largo Isarco’da bulunan yedi binanın hepsi restore ediliyor ve olan 3 yeni bina tasarlıyorlar. Kompleksin en dikkat çekici binası 24 ayar altın yaprakları ile kaplı “Haunted House.” En güzel şey ise binanın içinde Wes Anderson tarafından tasarlanmış bir bar olması! “Bar Luce

Bu kadar bilgiden sonra gelelim gözlemlerime: Milano’da “Son Akşam Yemeği”nden sonra beni en çok etkileyen şey Fondazione Prada oldu. Benim için burasız bir Milano gezisi hayal etmek mümkün değil. Fondazione’ye metrodan sonra 15 dakikalık bir yürüyüş sonrası vardım. Metrodan inince (Lodi T.I.BB durağı) bulunduğunuz yer “ah tam da sanat galerilerinin arasında düştüm” denebilecek bir yer değil, ama altın kaplı “Haunted House“un insanın gözünden kaçması mümkün değil. Beton, cam, plastik… Bu kadar farklı malzeme ile minimalizm bir mimari komplekste ancak bu kadar uyumlu kullanılabilir… Gerçekten Rem Koolhaas’ın hakkını vermek lazım.

Vardıktan hemen sonra bilet alırken altın kaplı binaya giriş için saatlik ve kayıtlı alım yaptıklarını söylediler ve elime de 5 dakika sonra başlayacak olan oturumun kartını verdiler.  İçeride, Robert Gober ve Louise Bourgeois’a ait eserlerden oluşan Fondazione Prada’daki kalıcı sergi yer alıyor. Bu kısımdaki eserlerin bana pek de hitap etmediğini söylemek zorundayım. Bende Lucio Fontana‘nınki gibi bir etki bıraktılar. Buraya da sanat camiasını kızdıracak bir yorum bırakmış olayım…

Goshka Macuga: To the Son of Man Who Ate the Scroll galeriyi gezen herkesin en çok ilgisini çeken eser oldu. Konuşan robot o kadar canlı ki, gerçek bir insan oturmuş size bir şeyler anlatıyormuş gibi hissediyorsunuz. İzlemek isteyenleri buraya alayım.

Thomas Demand‘ın 30 ton kartondan yaptığı “Processo grottesco” ise bambaşka bir büyüleyicilikte. Bana üniversitede yapılan topografya maketlerini hatırlatan bu eseri dakikalarca inceledim.

“An introduction” sergisinin sonundaki John Baldessari‘nin dev heykelleri ise bütün bu sanat gezisinin üzerindeki kaymağı oldu.

Maalesef sonunda Bar Luce’de bir şeyler içmek için vaktim kalmadı. Ama siz giderseniz benim yerime de için.

 

1 Comment

Comments are closed.